---BıRocktım hayalleri - Blogcu---



Bırocktım hadi git...!

Bıraktım, hadi git. Sevmelerim sana değil artık,çocukça buluyorsun ya hislerimi çocukça sevmelerim de yok artık.Hani bırak artık diyordun kendine ilgini yoğunlaştıracak başka şeyler bul diyordun evet buldum.

Bıraktım seni hadi git. Sakın bakma ardına ben bitirdim sana olan sevmelerimi ve sanırım bir özür borçluyum sadece seni sevmek seni önemsemiş olmak adına bir özür. Evet özür dilerim. Seni herşeyin üstünde tuttuğum çok sevdiğim için. Merak etme yaşanmaz bir daha böylesi yaşanamaz da zaten benim gibi bir sevenin yokken.

Korkuyordum ya hani bir gün bitecek diye bak artık korkularım da yok çünkü artık benim için sende yoksun. Ne yazik ki bir zalimi sevmek hatasında bulundum, ne yazık ki sevginin ne demek olduğunu bilmeyen bir vefasıza tutulmuş yüreğim.

Pişmanlığım gerçek olmayan sevgine inanmış olmak, aldanmış olmak. Üzülmem senin için artık ağlamam, ıslansada gözlerim dökmem yaşlarımı senin gibi bir duygusuz için!

Değerdin herşeye,herşeyin en güzeline isteseydin verecek çok şeyim vardı sana sevgi adına, ama istemedin.

Öyle ise bıraktım seni, hadi git.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti

Şimdi sessizlik Zamanı!!!!

Şimdi sessizlik zamanı. Hiç kimseyle konuşmama acımı tek başıma çekme zamanı. Senin için, kendim için, ölen bütün hayallerim, yaşama ümidim, gençliğim, biten mutluluğum için yas tutma zamanı şimdi. Ama kimse bilmeden, içimde hiç bitmeyecek yangını tek başıma yaşamalıyım ve tabi ki de acımı.

Artık yorulmuşken iyice, yüzümde bu maskeyi taşımaktan yine o maskeyi takıp tek başıma susturmaya çalışmalıyım içimde ağlayan, hiç susmayan çocuğu. Onu ikna edebilmeliyim artık. Geçecek buda geçecek. Tekrar güzel günler gelecek, sen yeter ki umudunu kaybetme diyebilmeliyim ona. Susmalı artık ve ikna olmalı oda öğrenmeli artık canı acıdığında ağlamaması gerektiğini.
Sessiz sessiz hiç konuşmadan hiç kimseye cevap vermeden hesap vermeliyim bu aşk yüzünden. Tüm bu yaşananlar ve çekilenler yüzünden aklamalıyım kendimi. Ama bir yandan da savunmalıyım sevdamı. Korumalıyım herkesten seni ve içimde yaşattığım aşkımı.
Hiç kimse dokunamamalı sana, aşkıma ve içimdeki yarama. Herkes yaralamak isterken sizi, karşı durmalıyım dünyaya. Siz yüreğimin en gizli, en güzel yerinde yaşamalı orada saklı kalmalısınız.  
Gözlerimin önünde en güzel hatıralar. Senin sıcaklığın varken ellerimde, senin gülüşün varken gözlerimin önünde, kokun geliyorken her nefes alışımda burnuma, nasıl yapmalıyım, nasıl dayanmalıyım bu acıya bilmiyorum
Nasıl bir acı ki bu? Adı yok tarifi de. Ruhum acıyor. Kalbim sıkışıyor. Ne yediğimin ne içtiğimin nede gördüğümün hiçbir rengi, hiçbir güzelliği yok. Her şey berbat her yer simsiyah ve hiç kimse sen değil.
İçimde bitmez bir savaş. Ruhum ikiye bölünmüş durumda. Bir yanım senden ölesiye nefret ediyor; beni, bizi bu hale getirdiğin ve ikimize de acı verdiğin için. Ama diğer yanım acı çekiyor senin için, özlüyorum seni ve sensiz yaşamak inanılmaz zor geliyor bana.
Mantığım çığlıklar atıyor; “ben sana ne demiştim, beni dinlemedin dinleseydin acı çekmezdin”, diye.
Kendimi bir savaş sonrasında gibi hissediyorum. Bütün kalelerim zapt edilmiş. Bütün topraklarıma el konulmuş gibi hissediyorum bundan sonra ruhum özgürlüğünü tekrar ilan edebilmesi için daha çok çalışması gerekiyor.
Tüm şarkılar benim acım için söylenmiş, tüm şiirler bize. Kabullenmek gerekirken ayrılığı senin özlemin içimi yakıyor, gözyaşlarımsa gözlerimi.
Ama biliyor musun artık her şeyim değil HAYALİM;
Biliyor musun bazen hayret ediyorum. Neden böylesine, böyle delicesine bağlandım sana.Ama cevabı da yine en iyi kendim biliyorum. Çünkü sen Rabbimin bana verdiği armağandın. Seninle yaşadığım o güzel günler bir armağandı ve bu armağan bana bir ömür boyu yetecek inan bana.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti

Affet ALLAH'ım!!!


Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti

Gidişin...


Şimdi uzak bir kentin uzak şarkılarındasın sevdiğim.Kimbilir hangi sisli sokakta hangi yalan (ve bir kaç saatlik) sevdanın peşindesin yine.

Sana olan sevgimin sonsuzluğu ve gücü seni o hayattan çıkarıp kurtarmayı başaramadı.

İçine beni de sürüklerken son anda tutunduğum anılar beni yaşama bağladı belki de kimbilir.Ama sen gitmeyi sevdin,düşmeyi seçtin bir boşluğa.Karanlığın olmayı seçtin...

Kendini mutlu sanırsın ya,kendini kandırışına yanar en çok içim.Gerçek aşkları çocukça bulursun sanki istesen,elini uzatsan tutacakmışsın gibi boş yere avutursun kendini.Oysa ki o aşklar senin yaşadığın loş,tozlu,kirli hayata çok uzaktırlar be gülüm.

Kendini kandırırsın kimbilir kaçıncı yabancı ten peşinde yanan arzularınla koşarken .Yüreğin yanar bilirim,kendine bile itiraf etmezsin bunu.İçindeki o koskoca boşlukta kendi gölgelerinle boğuşur durursun.Attığın çığlıklar sessizce yankılanır duvarlarında döner sana.Yine de inkar edersin.Mutluyum dersin,ağlayan yüreğini sımsıkı kapatırsın ellerinle ağladığını kimse duymasın diye.Kendinden bile saklarsın ağıtlarını ama ben duyarım.Hani hep derdin ya,içini okurum senin,ruhunu okurum...

Ne diyorum biliyor musun ? Keşke sevdiğim...Keşke ben olmayacaksam yine olmasaydım hayatında ama sen gün geçtikçe o çarpık yaşamın fırtınasına kapılmış bir yaprak gibi oradan oraya savrulmasaydın.Keşke titrek bir mum gibi sönmek üzere eriyip gitmeseydin.Ben yanında değilim diye mutsuzluğuna incinmez miyim sanırsın.Keşke sabah uyandığında huzurla dolabilseydi için de, gözlerini yavaşça açtığında yastığında yürüyen minicik bir uğur böceğini görüp , benim gönderdiğimi anlayıp gülümseyebilseydin.Keşke pencerene konan bir kuş cıvıltısıyla uyanabilseydin sevgiyle....

Sözlerim ulaşamadı sana,sevgim ulaşamadı,sesim,sessizliğim ulaşamadı.Ama keşke dualarım sana ulaşabilseydi de geceleri ertesi gün nerede olduğunu hatırlayamayacağın yabancı kollarda uyumak yerine akşam sefalarıyla dolu bir bahçede huzurlu bir melodiyle kalbinde gerçek sevgi tomurcukları açtığını müjdeleyebilseydin bana.Ya da boşver söylemesen de olurdu,ben aydınlığa ulaşmış,huzur dolu olduğunu bilseydim...

Ne yazık ki olmuyor...Ben senin için gözyaşı döktükçe senin huzursuzluğunu daha da ağır hissediyorum.Felekten günler geceler çalma telaşındayken sen, ben aslında içinin nasıl çaresizce kan ağladığını duyuyorum.Elimden birşey gelmiyor birtanem,elimden bir şey gelemiyor.Ellerimi hiç bırakmasaydın ben sen isteyince mutlu olacağın başka ellere bile seni vermeye hazırdım.Anlamadın,inanmadın ama tek isteğim senin mutlu olmandı.Sen arka sokakların puslu,kimsesiz gecelerini seçtin bense gölgeni bile kıskandığım o yollardan çekip alamadım seni.

Gittin... Yanlış yollara gittiğini bile bile durduramadım seni...Duyuramadım sesimi...Gittin ve gittikçe yitmektesin...Gözyaşlarım çaresiz,mesafeler çaresiz...Öyle uzaktasın ki artık feryatlarım çaresiz....

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti

AŞKIM sen ol ALLAH'ım!!!


Aşkım Sen Ol Allah’ım

Sensin her zaman yanımda olan,dar zamanlarımda yüreğimin yankılarini duyan…

Sensin karanlıklar ortasında dolunaylar gibi kalbime doğan..

Sen benden cansın,SEN hayatıma anlamsın..

geceleri buram -buram tüten hıçkırıklarımdan,bütün arayışlarımda,

dalgalı bir

denizin ortasında çırpınan ruhumda ,

Sensin gökkubbemin rengarenk gökkuşağı…

özüm Sensin,

Tebessum ettiğimde Sen benim gülümsemensin..

Sen benim yüreğimsin,beni hakiki seven Sensin..

ellerimin,gözlerimin,yüreğimin mimarı!

her bir zerrenmin nakışlarında,sanatından bir emareyim..

gözlerime Nurundan ışıklar vermeseydin,şu kainat tablosunu göremeyecekti

gözlerim.

sevgiyi kalbime ilham etmeseydin,Seni sevmenin güzelliğini,sonsuz acizliğimle

bilemeyecekti yüreğim..

gözlerime ağlamak nimetini vermeseydin,gözyaşının kalbimle olan dostluğundan

bi-haber kalacaktı gözlerim..

her gün güneş olup aydınlattın semaları,karanlıkta bırakmadın umutlarım..

Ey cömertlerin En cömerti!

Rezzak isminle donattın afakımı,Settar isminle örttün ayıplarımı,

Tevvab isminle her defasında kabul ettin tevbelerimi…

“Yine Gel”!dedin..tekrar geldim ,sana geldim Allah’ım!

Vedud olan Sensin seven sensin,senden başka kimim var ki,kapısına gideyim?

aşkınla kuşat,aşkından mahrum kalmış naçar yüreğimi..

baharım Sen ol sevgili.!Hazanda bırakma,yapraklarım dökülüyor..

Gülüstanım sen ol Ey Sevgili!

Ey ellerimden tutanım.!Sana kavuşmak çıktığım bu sevdalı yolculukta sarp

yokuşları çıkarma karşıma..

ey fukara yüreğimin Rahmeti sonsuz Sevgilisi!beni sana sürünerek değil,koşarak

getir..

uzattım ellerimi,bırakma beni.toprağımda Nurun ol,cennetimde gülüm ol!

Elim sen ol Allah’ım!Kolum kanadım,dilim damağım,tek güvenim dayanağım,

sahibim Sen ol…

Ayım güneşim,Gözyaşım tebessümüm,Sen ol..

Geldım işte kapına,Aşkının fukarasıyım.

 Aşkım sen Ol Allah’ım,Aşkım Sen ol!

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti

Sana ihtiyacım var EY SEVGİLİ...


Kâinatın nuru ve varlıkların sebebi. Hiçbir varlık yaratılmadan, senin nurunla aydınlanıyordu, ebed ve ezel Ebedin ve Ezelin Sahibi senin varlığının nuruyla yarattı her şeyi. Kaf ve Nun senin varlığın için dokundu kâinata. Senin için dokudu sanatların en incesini. Esma-i İlâhiyeyi işledi her bir varlığa. Elif, senin için doğdu kalplere. Felekler senin nurunla döndü. Kâinatın hayatı oldun. Kalplerin olduğu gibi;

Senden önce de insanlığın aydınlığıydın, sonra da aydınlığı oldun. Hz. Âdem senin nurunu ve ismini görmüştü Cennette ilk. Senin nurunu taşıdı alnında. Senden önceki bütün peygamberler de, senin nurunu taşıdılar alınlarında.

Ey ebed ve ezel Sultanının Sevgilisi! Seni övemem ki, Seni her şeyin Yaratıcısı ve bütün varlıklar övmüş. Seni anlatmaya sözlerim yetmez ki, nurunun aydınlığı, ebedî ve ezelî aydınlatanı hangi söz anlatabilir ki;

Zaten seni anlatmak ya da övmek istemiyorum. Kalbimin, duygularımın ne kadar ihtiyacı olduğunu söylemek istiyorum sana. Kalbimin karanlık geceleri artıyor sensiz. Issızlığım, kimsesizliğim ve yoksulluğum çoğalıyor. Benliğimin ruhuma isyanı artıyor. Sevgini, şefkatini, kokunu özlüyorum. Gül kokunu; Kâinata sinmiş aydınlığını arıyor gözlerim.

Sana ihtiyacım var ey Sevgililer Sevgilisi, Yaratıcının En sevgilisi. Kalbime doğsa güneşin. Sevmeye özürlü kalbim, sevginle sevmeyi öğrense. Aşka giden yollarda, seni arıyorken yüreğim, benliğimin isyanına tâbî olmasa kalbim;

Aşkını, coşan deli ırmaklar gibi kalbimin en kuytularına kadar sindirebilsem. Bir serinlik dolsa aşkının ateşinden varlığıma. Biliyorum ben bu tadı aslında. Biliyorum bu aşk kokusunu; Ama bilmem seni yaşamama ve yaşatmama yetmiyor. Kalbime ve benliğime yüklediğim masiva sevgileri dolanıyor ayaklarıma.

Ey sevgili, en sevgili sana ihtiyacım var!
Dağılmış benliğimi, Yaratana teslim etmek için kılavuzluğuna ihtiyacım var. Bin parçaya ayrılan beynimin, hakikati bulması için varlığına ulaşacak yollarımı aydınlatsın nurun.

Avuç avuç nur olup dolsan gönlüme. Seni anınca dudaklarım, kalbim dolup taşan bir ırmak olsa. Göz yaşlarım kalbimin toprağını ıslatsa ve burcu burcu sen koksan;

Ey sevgili!!
Sana ihtiyacım var. Gönlümün çöllerinde yanıyorum. Kurak iklimlere durdum yokluğunda. Rahmet rahmet doğ gecelerime. Ay gibi, mehtap gibi, güneş gibi;

Ey sevgili!!
Yap-boz sevgilerin, yalandan gülücüklerin, riyakâr bakışların içinde kayboldum. Beni gerçek sevgin, sevimli gülüşün ve dost bakışlarınla ısıt;

Sana ihtiyacım var ey sevgili!

Ebed gününde şefaatine, dünyada şefkatine ihtiyacım var;

Senin ümmetinim demeye yüzüm yok. Benliğim isyankârlığıyla her daim kaçak bir yolcu; Ama senin şemsiyenden başka kurtuluş yerim de yok ki;

Şefkatinle sarıp sarmala ruhumu ey sevgili.

Yorum (1) Yorum yaz! Kalici Baglanti

Güzeli seven güzel...

Güzeli Seven Güzel! Sana Feda Edeceğim Güzellikler Ver!

Güzeli seven Rabbim, benim içimi nurlarınla güzelleştir… İçimin güzelliğiyle davranışlarım nurlansın!…

Gözlerimin bakışında Sen olmalı, kirpiğimin ucundaki damlada Sen parlamalısın!…

Sen’in yolunda çalışırken yorulduğum için dinlenmeliyim… Rahatım da Sen’in için olmalı yani…

Uykumda Sen’i sayıklamalıyım…

Yollarım Sana gelmeli hep! Dönse dolaşsa yine Sen’i bulmalı adreslerim!

Hayatımdaki her ciddi adımı Sen’in için atmalı, yine Sen’in için koşmalıyım, Sen’in yolunda…

Affetmeyi seven Rabbim, affedilmenin huzurunu yaşattır bana… Günahkar kulunun tek tesellisi; Sen’in huzurunda af dilerken, süzülen gözyaşlarıdır…

Bunca günahıma rağmen, beni bir nebze rahatlatan; tövbe etmeyi nasip eden Rabbimin, kullarını affetmeyi sevmesidir…

Sen’den koparma beni! Sen’siz bırakma kalbimi… Sen’den uzak kalınca; öyle aciz, öyle çaresizim ki…

Sen’inleyken huzurum dorukta; sanki her şey, her güzel şey benim, tüm mutluluklar benimle…

Dünyanın tüm çiçeklerini koklasam, Sana dua ederkenki huzuru yine bulamam…

En güzel sözleri kullansam Sen’in için, hep Sen’i söylesem konuştuğumda; Sen’i anlatmaya yine doyamam!

Dostlarını sevsem; kalplerinde Sen yaşıyorsun diye…
Tüm yarattıklarına ibretle baksam; Sen’i hatırlatıyor diye…
İçimdeki sevgiye dair ne varsa yapsam; Sen’i sevmeye yine doyamam!


Güzeli seven Güzel! Sana feda edeceğim güzellikler ver!..

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti

Gözyaşımda Saklısın Ağlayamam Ben....


Gözyaşımda saklısın ağlayamam ben
Düşeceksin sanırım kirpiklerimden…”

Hatırladınız mı şarkıyı?

Gözyaşında nelerin saklı olduğunu, hangi hüznün ve elemin, hangi gamın ve kederin, hangi sevincin ve neşenin, hangi sevginin ve sevgililerin ve kimlerin saklı olduğunu anlatan, söyleyen ve “hüngür hüngür” haykıran bu güzel şarkıyı hatırladınız mı?

“Gözyaşımda saklısın ağlayamam ben…”

Sizin gözyaşlarınızda neler saklı?
Kime ve kimlere mesken yaptınız gözyaşlarınızı?
O güzelim buğulu gözleriniz kime ve kimlere “yataklık” ediyorlar?

Sahi, nedir gözyaşı? Sığınak mı, barınak mı?
Acı mıdır gözyaşı, sevinç mi?

Ve,

Nedir ağlamak?
Neden ağlar insanlar, neden akıtırlar gözyaşlarını?
Ve neden ağlamazlar?
Neden ve niçin saklarlar gözyaşlarını?
Neden ve niçin “iç”lerine akıtırlar
“terkîbinde” nelerin saklı olduğu meçhul olan, kaynağı belirsiz o iki damla ıslaklığı?

“Gözyaşı Medeniyeti”nin mensupları neden ağlamazlar?
Ağlamak bir
“küçüklük”
tezahürü müdür?
Medeniyetinin hamurunun gözyaşı ile yoğrulduğu söylenen bir toplumda ağlamamakta neyin nesi oluyor?
Nereden çıktı bu “kadın gibi ağlama” lafları?
O zaman siz
“erkek”
gibi ağlayınız…
Yok hayır,
“adam” ve “insan” gibi ağlayınız…

Ağlamak…

Nereden ve niçin geldiği belli olmayan iki damla sıvınıngöz pınarları”ndan süzülerek, gözün “koruyucu melekleri” olan kirpiklerde bir yarım tur attıktan sonra, yavaş yavaş, kimseyi incitmeden, sadece kendi sahibinin “gönül telini” samimi bir şekilde titreterek, kendine has “eda”sı ile birlikte, yılların izini taşıyan “yüz” ün o kıvrımlarından süzülerek, bazen elin tersiyle silinerek, bazen de çene kenarlarından kayarak toprakla buluşma “eyleminin” adı…

“Göz Pınarları.” Bu harika tamlamayı mensuplarına hediye eden medeniyetin çocukları, niçin ağla mıyorsunuz?

Yoksa, gözlerde bir “pınar” olduğunu, o “pınar”ın “gözyaşı” ile dolu olduğunu, zaman zaman boşaltılmazsa sahibini rahatsız edeceğini, “musluk”larını ne kadar sıkı sıkıya kapatsanız da “o”nun mutlaka kendine bir “yol” bulacağını, sizin “o”na yol vermemeniz halinde “o”nun kendi güzergâhını kendisinin çizeceğini ve “o” parlaksı, efsunlu, sahibine ayrı bir “güzellik” katan güzelim sıvının “içinize” doğru akacağını ve nihayet sizin ağlamamanız halinde, “dışı”nızın ağlamaması halinde “içiniz”in ağlayacağını bilmiyor musunuz?

“İçin için ağlamak” tabirini hiç duymadınız mı?
Öyleyse neden ve niçin
“dışın dışın” ağla mıyorsunuz?

Ağlayın…
Allah aşkına ağlayın…
Bazen sessizce, bazen hıçkırarak, bazen de bağırarak ağlayın…
İçinizin ağlamaması için dışınızı ağlatın…
Akıtın gözyaşlarınızı göz pınarlarınızdan…

Açın ellerinizi semaya, bükün boynunuzu, isteyin affınızı Yaratıcıdan ve ağlayın ki göreceksiniz meleklerinde sizin o ağlama “seansına” iştirak ettiğini…

Günahlarınızın affı için ağlayın, mazlumların “âh”ını almamak için, kaprisleriniz için, gelmeyecek olan gençliğiniz ve gelmesi mukadder olan ihtiyarlığınız için, kendiniz için, ana-babanız için,çoluk-çocuğunuz için, benim için ve samimi dualarınızın kabul olunması için ağlayın…

Elinizden “ağlamaktan başka bir iş” gelse de ağlayın “gelmese” de zira ki ağlamak başlı başına bir “iş” tir…

Peki siz gözyaşının terkîbinde nelerin olduğunu biliyor musunuz?

Ağlama “işi” nin hangi hastalıklara “şifa” hangi dertlere “deva” olduğunun farkında mısınız?

Gözyaşının “renk körlüğü”ne iyi geldiğini bilir misiniz?
Hani herşeyi
“siyah ve beyaz” gören, arada kalan bütün renkleri “yok” sayan, görmeyen, grînin, yeşilin, mavinin, eflatunun ve diğerlerinin farkında olmayan “renk körü” gözleriniz var ya, işte onlara iyi geldiğinin farkında mısınız?

Gözyaşının gözdeki “perdelere” iyi geldiğini bilir misiniz?
Hani o herşeyi
“flû” gören, bir türlü net göremeyen, görmek istemeyen, al ve yeşil “lens” li gözleriniz var ya, işte onlardaki “bir türlü görmek istememe”
hastalığına iyi geldiğini bilir misiniz?
Göremediğiniz zaman bilemeyeceğinizin, bilemediğiniz zaman ilgilenemeyeceğinizin, ilgilenemediğiniz zaman da ne ocakların söndüğünün, ne yuvaların yıkıldığının farkındasınız değil mi?

Gözyaşının kulaklara faydalı olduğunu, “duymama/duymak istememe” hastalığına iyi geldiğini bilir misiniz?
Hani o bir türlü kimseyi duymayan, uzakları geçtik yakınındaki
“âh”ları ve feryâd-u figânları işitmeyen kulaklarınız var ya, işte onlara en kaliteli “işitme cihazı” etkisi yaptığının farkında mısınız?

Gözyaşının burnunuza faydası olduğunu bilir misiniz?

Hani o “iyi” olan şeylerin kokusunu bile unutan, akşamleyin komşusundaki pişen yada pişmeyen çorbanın kokusu ile ilgilenmeyen, hep sunî kokulara alıştığı için gerçek kokuları bir türlü alamayan, yahu “gül” ün kokusunu bile unutan burnunuz var ya, işte ona da iyi geldiğinin farkında mıısınız?

Gözyaşının dilinize iyi geldiğini bilir misiniz?

Hani o tatmış olduğu bütün nîmetlerin asıl sahibini unutan, unuttuğu için şükretmeyen, hep yanlışın sesini çıkaran, bir türlü doğru sesi çıkartmayı beceremeyen, şükrü unuttuğu gibi zikri de unutan, malayâni şeylerle iştigâl eder hale gelen ve sahibine yani size
“ölmüş kardeşinizin etini” yediren dilinize iyi geldiğinin farkında mısınız?

Gözyaşının ellere iyi geldiğini bilir misiniz?

Hani o semaya açılmayı unutan, “yetimin başını okşama” hasletini kaybeden, hep “alan el” olmaya alışmış, bir türlü “veren el” olmayı beceremeyen/istemeyen, günahlarınızdan dolayı nasırlaşan ve kullandığınız “yan sanayi” kremlerin bile “görünmeyen” nasırlarızı örtemediği ellerinize iyi geldiğinin farkında mısınız?

Gözyaşının ayaklara iyi geldiğini bilir misiniz?

Hani o mescidin yolunu unutan, bar ve pavyon gezmelerini “ezbere” bilen, dost gezmelerine ve hasta ziyaretlerine çağıranlara “bırakın bu ayakları” diyen ayaklarınıza iyi geldiğinin farkında mısınız?

Gözyaşının beyninize iyi geldiğini bilir misiniz?

Hani o varoluş sebebi olan ve sizi hayvandan ayıran
“düşünme” melekesini kaybeden, dumûra uğrayan, düşünemediği için işleyemeyen, işleyemediği için pas tutan ve sorgulama yeteneğini kaybeden, o yüzdendir ki “gelene ağam- gidene paşam” diyen beyninize iyi geldiğinin farkında mısınız?

Gözyaşının damar sertliğine, migrene, hazımsızlığa ve özellikle çağın illeti olan strese; her nevî sosyolojik ve psikolojik ve fizyolojik hastalıklara “şifa” olduğunun farkında mısınız?

Ve,

Gözyaşının kalbinize iyi geldiğinin farkında mısınız?

Bütün kirli çamaşırlarınızı temizleyen ve hatta onları “beyaz ötesi” hale getiren temizlik maddelerinin temizleyemeyeceği kalbinizi temizleyen, sertleşmiş kalbinizi en kaliteli yumuşatıcının dahî yapamayacağı şekilde yumuşatabilen bir “GÖZYAŞINA” sahip olduğunuzun farkında mısınız?

O gözyaşının size bir “insaf”, bir “vicdan”, bir “yürek”, bir “feraset” ve bir “GÖNÜL” olarak geri döneceğini biliyor musunuz?

Ağlayın, hemen ağlayın ve akıtın gözyaşlarınızı toprağa…
Yoğurun gözyaşlarınızla toprağı ve sulayın…
Gözyaşlarınızla yoğrulan ve sulanan toprak filizlensin, o filizleri de sulayın…
Ve o filizlerden
“gül” fidanları derilsin, rengârenk “gül” fidanları…Her taraf “güllük-gülistan”
lık olsun gözyaşlarınızla…
Ve
“gül” insanlar yetişsinler o gülistanda, işi-gücü “gül” olsun onların, “gül alsınlar gül satsınlar, gülden terazi kursunlar, gülü gül ile tartsınlar…”

Ve,

Hemen ağlayın! Aynı zamanda bir “gözyaşı” Peygamberi olan son Nebî’nin “gül” kokan, “gül” pınarlarından “gülyaşı” olarak sizin için dökülen o mübarek “gözyaşları”nın hürmetine, hemen ağlayın…

Ve,

Asla, asla “timsah gözyaşları” olmasın “göz pınarlarınız”dan gelen gözyaşlarınız…

Ve,

Ağlayınız, bazen “için için”, bazen “dışın dışın”, bazen “sessiz sessiz”, bazen “hıçkıra hıçkıra”, bazen “hüngür hüngür”, bazen de “bağıra çağıra”, ama yeter ki ağlayınız…

“Ağlamaktan başka elinizden bir iş” gelse de ağlayınız gelmese de…
Zira ki ağlamak
“BAŞLI BAŞINA BİR İŞ”
dir, hemi de çok ama çok önemli bir iş…
Kendisine
“husûsî” zaman ayrılması gereken önemli bir iş…

Hadi bakalım, şimdi “ağlama molası” veriyoruz…

VE

Allah (c.c.) “göz pınarlarınızı” kurutmasın…

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti

Gül'süz bırockma!!!


Geleceğin yollara umudumu yerleştirdim. Dikenlerin üzerine sevdamı gergef yaptım ki, hepsi güle dönsün. Bahar gelecekti, Sen de gelecektin baharla. O zaman visaline açacaktı bütün çiçekler ve visal kokacaktı her biri. Rüzgar vuslat türküleriyle esecek, yapraklar Sana doğru kımıldanacak, semalar gelişine ağlayacaktı sevinçten. Sen gelecektin bulutlar siyah örtüsünü çıkaracaktı. Yıldızlar sönecek, aydınlığında parlamaya devam edeceklerdi. Sen gelecektin; Ay kararmışlığını Seninle giderecek, güller gibi kokmanın ne demek olduğunu Senden öğrenecekti. Sen gelecektin; Güneş yeniden tebessüm edecekti. Sen gülecektin zerreler ihtizaza gelecekti. Sen gülecektin bin bir Ebu Zerr bakışlı hasbi yüreğimin çöllerinden geçip Bedr’e fethe gidecekti. Sen gülecektin, kainat gülecekti Seninle…


Geleceğin yollarda, ümidim
taşların gözyaşlarını barındırdı. Dikenler parçaladı sevdamın gergefini. Bahar geldi, çiçekler hasretine açtı. Gökyüzü, Nuh Tufanı’na taş çıkardı. Ağaçlar hasretinle sararıp solarken, bulutlar yas ilan etti. Sen gelmedin, Ay kararmışlığıyla dağıttı yakamozları. Gönlümün gülleri Nemrut’a har, baharın gülleri İbrahim’in(a.s.) ateşine yar oldu. Yıldızlar daha önce baktığın izlere gözyaşlarını akıttı. Ve gelmeyişinin hüznü parladı gönlümüzdeki okyanuslarda..

Bilirim bizim yüreğimizdir taşlara dönen, bizim kalblerimizdir. Bir türlü Sana dönemeyişimizin, gözlerindeki yaşları dindiremeyişimizin, yüreğindeki hüznü gideremeyişimizin taşlaşmışlığıdır Sen’i bizden uzak tutan. Ne Sen’in nede Sen’den sonrakilerin ayak izlerini takip ettik. Hep Sen’den gayrısına kaydı bakışlarımız. Adımlarına, yoluna, Sana yar olamadık. Sen Firdevs’i bırakıp bize döndün, biz dünyayı bırakıp Sana dönemedik. Sen arşların arşında büyüklerin en büyüğüyle muhatapken bizi sayıkladın, biz küçüklerin en küçüğüne tenezzül ederken, Sen’i unuttuk. Bizim yüreğimiz, bizim kalbimiz, bizim halimizdir taşlara dönen. Sen’i birtürlü hakkıyla sevemeyişimizin taşlaşmışlığıdır gelmeyişinizin sebebi…

Ey her saniye yağıp da farkına varamadığımız rahmet deryasının kaynağı!
Ey Güneşe Güneşliği, güllere güllüğü, bize de insanlığı öğreten!
Ey ümitlerimizin Efendisi! “Miraç’tan iner gibi, Hac’dan döner gibi” beklediğimiz!
Ey varlığında güzel bir düş, sıcacık bir gülüş ve Cennette geçirilen bir an, yokluğunda ise hazan olduğumuz… Ağlatmışlığın burukluğu, kirlenmişliğin utancı, küçüğe tenezzül etmenin küçüklüğü ve günahların ezikliği ile bekliyoruz Sen’i. Gözlerimizle değil Sana aç gönüllerimizle bekliyoruz. Mekke’den Medine’ye hicret eder gibi dön. Belki oradakiler gibi hasbi değiliz; ama Sen’i görmeden inanan, gecelerde Sen’i arayan, seccadelerinde okyanuslar barındıran hasbiler aşkına, Sen’i alemlere rahmet olarak gönderen ve isyanlarımıza rağmen bizi helak etmeyen Yaradan aşkına dön…

Gözlerimizde semaların gözyaşları, yüreğimizde ademvari pişmanlıklar… Cennet’ten kovulmuş gibi bir hal içindeyiz. Ve biz ellerimizde geleceğine dair küçücük bir umut taşıyoruz. Arşların arşına, Sen’i bize gönderen Rabb-i Rahim’e dönüp diyoruz ki:

Ey Allah’ım bizi ‘Gül’süz bırakma…

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti

EMRE AYDIN 608 şiiri....


senin için yalnız bıraktım kendimi.
neşterden bozma bir tahterevalli üzerindeyim de
kimseyle oynamak istemiyorum sanki
kimse yok karşımda
buna rağmen yerde karşımdaki oturak,
evet yerde! hem boş hem yerde!
havada olan benim havada asılı olan!
ben varsam bir ağırlığım da olmalıydı halbuki benim
yanlış mı?



eksik buluyor musun hiç göremediğin yerlerini?
buluyorum ben
“nasılsın” diyorlar mesela
“iyidir” diyorum “ne olsun,aynı”
sonra diyorum ki kendime
“ben istenmiyor olmakla ilgiliyim”


bi kaç bir şey var hiç unutmuyorum
bi kere karşılaştık ya hatırlıyor musun ne kadar güzeldi
eski sevgililer neden arkadaş olamasın tadındaydı gerçi ama güzeldi
sen çok güzeldin
geceydi,evine kadar yürüdük
yoruldun çok
hafif kızardı yanakların
azıcık alkollüydün
özlemiş gibiydin üstelik beni
çok konuşmadın
bi kaç bir şey anlattın ki önemsemiyordun anlattıklarını
ama gözlerin parlıyordu,anlatabiliyor olmayı sevmiş gibiydin
 “nasılsın” dedin sonra birden
gerçekten “nasılsın” diyordun
“iyidir” dedim ben
“ne olsun,aynı” demedim
çok mutluydum çünkü
utanmasam ağlayacaktım


o kadar yakın mıydı senin evin çok çabuk varmadık mı?
çok mu hızlı yürüdük ki ben mi hızlı yürüttüm seni?
ve sen o apartmana ne zaman girdin de ne zaman söndü o ışık?
sonra ben dedim ki kendime
“ben istenmiyor olmakla ilgiliyim”
utanmadım ağladım


nasılsın Su?mutlu musun?
büyüksün benden farkında mısın
havada olan benim havada asılı olan
artık debelenmiyorum ayna önünde iyi göründüğüm bi açı yakalayana kadar
kabullendim bile sayılır çirkinliğimi
temizlemiyorum odamı
heyecanla uyanmıyorum
“nasılsın” diyorlar mesela
“iyidir” diyorum
“ne olsun aynı”.


senin için yalnız bıraktım kendimi
fedakar aşık tadında değil yada aklanmaya çalışan yahuda tadında
öyle bıraktım işte elimde olmadan
hiçbir şey talep etmeden bıraktım
hatta bir ölü nasıl aklayamazsa kendisini
öyle



bi kaç bir şey var hiç unutmuyorum dedim ya
terminalleri de unutmuyorum
sen giderken daha soğuk olurdu terminaller
ağlardın bazen,ben ağlamazdım
bir mecburiyeti çoktan kabullenmiş hatta o mecburiyete alışmış gibi susardım.
güçlü biri gibi susardım ki
yemin ederim kimsenin yanında senin yanında hissettiğim kadar güçsüz hissetmezdim kendimi
(bilmiyorum güçsüz mü doğru kelime aciz mi)
bu her zaman böyleydi
en çok terminallerde böyleyi bu
kıskançlık krizi oldu sonra böyleydi bu dediğimin adı
yemin ederim olsun istemedim ben kendi kendine oldu
depresyon oldu sonra
oldu işte bir şeyler
neticede ben unutmuyorum terminalleri ki
ne zaman gitsem o terminallere(sadece gitmek zorunda olduğum zamanlarda gidiyorum)
çatlaklar görüyorum yerlerde
büyük bir hüzün görüyorum o çatlaklardan havaya karışan
neden kimse görmüyor bunu da bir ben görüyorum?

ve Su,
bir mecburiyeti çoktan kabullenmiş hatta o mecburiyete alışmış gibi
yalnız bıraktım kendimi senin için
sıfır altı gün sıfır sekiz gece sustum önce
sonra “iyidir” dedim “ne olsun aynı”
ve bakıp aynada gittikçe çirkinleşen yüzüme
“ben” dedim “ben istenmiyor olmakla ilgiliyim”
ve Su,
alıştım ben
alıştım...


hatta evrenin bütün yalnızlıklarını üstüme alındım

 

<_script /><_script /><_script /><_script />

Yorum (1) Yorum yaz! Kalici Baglanti

« Önceki Sayfa |1 / 3 |